İstanbul
Hikaye dört elementle başlıyor: Toprak, su, hava ve ateş.
Bu neredeyse tarihin başlangıcı kadar eski ve kökleri Anadolu’ya dayanan bir metafor. Selçuk yakınlarındaki Miletos antik kenti, dünya üzerinde uzun bir yol kat etmiş ve kısaca “Batı Felsefesi” olarak adlandırılan düşünsel geleneğin doğduğu yer olarak kabul edilir. Bu kentten çıkmış üç ünlü filozof, Tales (İÖ 624-546), Anaksimanderos (İÖ 610-546) ve Anaksimenes (İÖ 585-528) evrenin yapısını temel elementler aracılığıyla açıklamaya çalışmış. Tales suyu, herşeyin kaynağı olarak görmüş; Anaksimanderos sonsuzluğu başlangıç olarak görüp dört elementin ondan doğduğuna inanmış, Anaksimenes ise yaşamın temel kaynağının hava olduğunu, diğer üç elementin de onu izlediğini öne sürmüş. İÖ VI. yüzyılda yaşayan Efesli düşünür Heraklitos ise evreni sonsuza değin yanan bir ateş olarak görüp, ateşi maddenin oluşmamış hali olarak tanımlamış. Yaşamının bir kısmını Assos’da (Behramkale) sürdüren Aristoteles (İÖ 384-322) de, yaşadığı dönemden Rönesans’a dek gücünü koruyan bir elementler teorisi geliştirmiş. Ona göre madde dört temel özelliğine göre biçim değiştiriyor. Bu özellikler sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve ıslaklık olup, yaşamın dört temel elementi, ateş, hava, su ve toprak da bunların bir bileşimi... Aristoteles’in elementler teorisi, Mısır kaynaklı simyayla, İskender’in fetihleriyle, doğu kökenli okültizmle, Yahudi ve Hristiyan mistisizmiyle, Heraklius dönemi Bizans düşüncesiyle, İslam ilmiyle, Haçlı seferleriyle, Fransisken manastırlarıyla, Bacon zamanının Oxford’uyla, Dominikenlerle, Parselsus ve Gül ve Haç (Rose-Croix) örgütüyle etkileşim halinde dünya üzerindeki bir çok kültürel yapıya yayılarak düşünce tarihinin temel taşlarından biri kabul edilmiş.
İlk yerleşimin Byzas adı altında İÖ III. bin yılda olduğu inanılan İstanbul da, bu dört element düşüncesinin içinden geçtiği gibi çok kültürlü bir zaman yolculuğu geçirdi. İstanbul, Roma döneminde de farklı coğrafyalardan beslenen bir kent olduğundan, başkenti olduğu imparatorluklara hep kozmopolitlik mirası taşıdı. Neredeyse azınlıkların çoğunlukta olduğu bu toplumsal yapıdaki uyum Osmanlı yönetimi altında da altı yüzyıl boyunca bozulmadı. İstanbul yüzyıllarca Atina, Kudüs, Kahire, Belgrad, Saraybosna, Sofya, Bağdat,Cezayir,Tunus, Budapeşte, Bükreş, Beyrut, Riyad, Şam, Trablusgarp,Sana,Zagrep gibi bugünkü birçok başkentin başkentliğini yaptı. Bu uzun soluklu hakimiyeti Osmanlı’nın özgün yönetim anlayışı sağladı. Osmanlı’ya özgü sosyokültürel ortamda gelişen bu yapının benzeri, ne kolonyalist imparatorluklarda, ne de federatif yapılarda görülmüştü.
Sadece belli bir coğrafyada yaşayanların değil, dağınık yerleşmiş ve dil birliği bile olmayan grupların dahi kimliklerini korumayı bilen bu sistem, XIX. ve XX. yüzyıllarda ulus devletlerin oluşmasıyla yıkıldı. Başta ‘millet’ olmak üzere birçok kavramın anlamı değişti, yeni sınırlar toplumları baştan tanımladı. Sadece belli bir coğrafi bölgede yaşayanların değil, dağınık yerleşmiş ve dil birliği olmayan grupların dahi kimliklerini korumayı bilen Osmanlı İmparatorluğu’na has yönetim sistemi, XIX. yüzyılda ulus devlet bilincinin oluşmasına kadar sürdü.
Tarihinde sayısız toplumsal kültür katmanı barındırmış, halen de görülmemiş bir kozmopolit zenginliğin izlerini taşıyan İstanbul, kimi zaman fiziksel, kimi zaman kültürel niteliğe sahip bu izleri bazen saklıyor, bazen sergiliyor. Kimi zaman temel taşları aralandığında, kimi zaman bir soyağacının satırlarında ortaya çıkan bu ‘Mükemmel Uyum’ sadece geçmişe ait hoş bir anı olmasa gerek. Bugün, güncel dünyanın en çok eksikliğini duyduğu, neredeyse ütopik görülen, uygarlıkların buluşması beklentisinin çağlar boyu yaşamış örneği. Simya ilmi dört elementin bulacağı mükemmel uyumun insanlığa altın sağlayacağını vaad ediyordu. Mükemmel uyumun formülünü bulmuş ve üç kıtaya yayılan toprakları yönetmiş bu kent de çağlar boyu ona göçenlere “taşı, toprağı altın” olarak tanıtıldı. Başından geçen bütün travmaların sonrasında İstanbul, dört elementin simgesel rehberliğinde, genlerindeki formülü yeniden kurgulayıp, kültür ve sanat alanında dünyaya altın değerinde bir Avrupa Kültür Başkenti vaad ediyor.
1. İSTANBUL’da KÜLTÜREL YAŞAM
İstanbul’un kültürel hayatının kurumsal temeli günümüzün herhangi bir Avrupa kentinden çok da farklı değildir: devlet kurumları, kar amacı gütmeyen kurum ve dernekler, ulusal ve yerel kültür organizasyonları, organizasyon ve promosyon alanındaki ticari kuruluşlar, özel şirketlerin kültür ve sanat bölümleri ve bireysel sanatçılar.
1923’te Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte Devlet, yol göstericilikte ve düzenli kültürel etkinliklere yatırımda başrolü üstlenmiştir.
Bu bir tür geçmişe ara vererek, yeni Cumhuriyet’e açıkça Türk (Türk halk formlarının canlanmasının desteklenmesi) ve laik Batılı (klasik batı müziğinin, balesinin ve operasının teşviki) kimliği verme iradesiydi. Oysa bugün, hükümet dışı örgütler ve özel sektör, kültürel alanda hızla artan etkileriyle pek çok kültürel sahada öncü rol oynamaktadırlar. Bu özellikle İstanbul’daki durumdur.
Devlet veya yerel yönetim, İstanbul’da büyük kültür merkezlerinin
ve performans alanlarının (konser salonları, tiyatrolar, vb.) pek çoğunu işletir. Bununla beraber son 10 yıl boyunca özel şirketler, görülmemiş bir yoğunlukta kendi sanat merkezlerini ve mekanlarını açmaya başlamışlardır.
Bu mekanlar söz konusu olduğunda, yerel ya da ulusal düzeyde, Devlet hala geleneksel alanlarına ilgisinde ana girdiyi oluşturmaktadır (örn.; Türk halk müziği ve klasik batı müziği, her ne kadar Osmanlı müziğini içerecek şekilde genişletilmiş olsa da). Devlet dışı sektör bu karışıma, devlet tarafından kaplanan alanları genişleterek (örn.; yabancı müzisyen ve sanatçılara İstanbul’da gösteri yapabilmeleri için davet ve öncülük etme yoluyla sponsorluk ve hazırlama veya kurumlara devamlı mali destek) ve Devlet’in girmediği alanları doldurarak (örn.; Türk ve yabancı popüler müzik, avangard tiyatro, vb.) tat katmaktadır. STK’lar artık İstanbul’un kültür hayatına sanat çeşitliliğini artırarak, festival ve diğer büyük etkinliklere sponsorluk veya organize yoluyla öncülük etmektedirler.
KENT YÖNETİMİ VE DEVLET KURUMLARI
İstanbul’un en önemli kültür ve sanat mekanlarının bir çoğu (müzelerin, büyük konser salonlarının, tiyatroların ve operanın
pek çoğu gibi) kent yönetiminin veya Devlet’in (Kültür ve Turizm Bakanlığı) yönetimindedir. Bunların içinde; İstanbul’un ana opera mekanı Atatürk Kültür Merkezi, geniş bir konser salonu olan Cemal Reşit Rey Konser Salonu, kentin en büyük açık hava tiyatrosu Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Aya Sofya ve
Aya İrini gibi önemli tarihi binalar ve müzeler bulunmaktadır.
Bu ve diğer devlet elindeki alanlar, resmi ve sivil kurumlara ve gösterilere mekan sağlarlar.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir iştiraki olan Kültür AŞ, 1989’da kurulmuştur ve İstanbul’daki büyük kültürel ve turistik mekanları işletir; Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi ve meşhur Yerebatan Sarayı. Ayrıca,
İBB için kültür etkinliklerinin organizasyonunu ve prodüksiyonunu üstlenir. Kültür AŞ tarafından yürütülen projelerden öne çıkan biri
de, Türkiye’nin kültürel ve tarihi açıdan önemli yapılarının 100 tanesinin modellerini içeren Miniatürk’tür. Kültür AŞ’ye bağlı Cemal Reşit Rey Konser Salonu yıl boyunca pek çok konsere ev sahipliği yapar. Diğer bağımsız organizatörlere ait etkinliklere ek olarak, konser salonu yönetimi düzenli piyano, gitar, dans ve mistik müzik temalı festivelleri her yıl düzenler. Her ikisi de Devlet destekli olan
ve Atatürk Kültür Merkezi’nde tüm yıl boyunca performans sergileyen İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi İstanbul’un müzikal ve kültürel değerleridir.
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ VE DERNEKLER
İstanbul’da sivil toplum örgütü bolluğu vardır ve bunların pek çoğu da kültürel etkinliklerle ilintilidir. Bu STK’lar çoğunlukla festivaller, sergiler, toplantılar ve seminerler düzenleyen vakıf veya derneklerdir. Bu grup içerisinde, kültürel etkinliklere özellikle önem veren ve kültür – sanatı destekleyen özel şirketlerden sponsorluk geliri elde eden bazı özel kurumlar vardır.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) bu organizasyonların en önemlilerinden birisidir. 1973’te kurulmuştur; Avrupa Kültür Forumu 2003’te Kultur Preis Europa (Avrupa Kültürel Başarı) ödülünü, UNESCO ise 1992’de Uluslar arası Sanat ve Kültür Madalyası’nı İKSV’ye layık görmüştür. İKSV’nin etkinlik yelpazesi uluslararası festivallerden, ulusal birkaç küçük etkinliğe kadar geniş bir alanı kapsar.
Tarih Vakfı, 1991’de pek çoğu tarihçi ve sosyal bilimci olan farklı geçmişlere ve mesleklere sahip bir grup entelektüel tarafından kurulmuştur. İnsanların tarihe bakışlarını zenginleştirmek ve yeni bir açılım getirmeyi, insanlar arasında duyarlılık yaratarak tarihi mirasın korunmasını teşvik etmeyi ve geniş kitlelerin katılımını sağlamayı hedefler. Tarih Vakfı, araştırma ve eğitim çalışmalarını destekler ve kitap veya periyodik yayınlar, belgesel film, radyo ve TV program prodüksiyonu, elektronik yayıncılık, tarih alanında sanatsal ve edebi iş üretimi, müzebilimsel ve sergi etkinlikleri, bilgince toplantılar, kütüphane ve arşiv hizmetleri, kültürel turizm gibi farklı etkinlikleri düzenler veya destekler.
Türkiye Sinema ve Audiovisüel Kültür Vakfı, sinema ve
görsel sanatlar üzerine bir STK’dır. TÜRSAK, yıl boyunca çeşitli temalarda film festivalleri düzenler; çevre filmleri festivali, komedi filmleri festivali, sinema seminer ve çalıştayları ve benzeri projeler.
Kültürlerarası İletişim Derneği edebiyat, müzik, sinema, tiyatro
ve görsel sanatlar gibi sanatın farklı alanlarından insanları bir araya getiren ve tüm yıl boyunca Türkiye’de sanat festivallerinin düzenlenmesini gaye edinmiş bir STK’dır; PERA FEST ve ‘Avrupa ve Anadolu Kültürlerinin Karşılaşması’ gibi. Kültürlerarası İletişim Derneği İstanbul’un yanı sıra Kayseri, Malatya, Bursa, Van ve Hakkari’de sanat festivalleri düzenler.
Kentin kültürel ve sosyal hayatına katkıda buluna gelmiş pek çok önemli STK, İstanbul’un AKB başvurusu için hazırlık çalışmasına aktif bir şekilde katılmışlardır.
2. FESTİVAL VE ÖNEMLİ SERGİLER 
İstanbul yıl boyunca, bazıları uzun bir geçmişe sahip olan
ve kentteki önemli kültür etkinlikleri takviminde halihazırda yer
alan pek çok sanat ve kültür festivaline ev sahipliği yapar. Bu etkinlikler yıl boyuna yayılarak kentlilere ve misafirlere katılım şansı vermektedirler.
ULUSLARARASI İSTANBUL FİLM FESTİVALİ (Nisan)
İKSV tarafından 1982’den beri düzenlenen bu film festivalinin amacı, kaliteli filmlerin ticari dağıtımını teşvik etmek ve Türk sinemasını uluslararası alanda desteklemektir. Festival, yeni yapımların yanında, geçmiş festivallerde gösterilmiş filmler
ve unutulmayan klasiklerle sinema sanatının genç ve yaşlı ustalarının eserleri olarak 180’den fazla film içerir.
ULUSLARARASI İSTANBUL MİMARLIK BİENALİ (Nisan)
Mimari festival formatında başlayan Bienal, uluslararası mimari profesyonelleri ve öğrencileri iki yılda bir İstanbul’da bir araya getirmeyi hedeflemekte.
CRR ULUSLARARASI DANS FESTİVALİ (Nisan)
Cemal Reşit Rey Konser Salonu tarafından düzenlenen ve
CRR’ın ev sahipliğini yaptığı bu festival, dünyaca ünlü bale
ve dans gruplarını ağırlar. 29 Nisan Dünya Dans Günü ile
aynı zamanda yapılır.
ULUSLARARASI İSTANBUL TİYATRO FESTİVALİ (Mayıs)
Gösteri sanatlarının bir dalını temsil eden festival, klasik yorumlardan deneyimsel çalışmalara kadar teatral dans,
tiyatro performansları, sokak oyunları ve dramatik operalar
gibi farklı alanları içerir. Son 15 yıl boyunca 260 gösteriye ve
19 ülkeden 2700 sanatçıya ev sahipliği yapmış ve 270.000 izleyici kitlesine ulaşmıştır.
PHONEM - MILLER ELEKTRONİK MÜZİK PLATOSU
(Mayıs)
Mini festival, modern elektronik müziğin kült ve yeni isimlerine ev sahipliği yaparken, İspanya’daki Sonar
veya Berlin’deki Club Transmediale ile karşılaştırılan küçük bir model olmayı hedeflemektedir.
ÜLKER MOZART GÜNLERİ (Mayıs)
Bir haftalık klasik müzik etkinliği, Mozart’ın müziğine odaklıdır. Ulusal ve uluslararası sanatçılar, zaman zaman (Jazz ve geleneksel Türk müziği gibi) değişik gösterilerle katılırlar.
ULUSLARARASI KUKLA FESTİVALİ (Mayıs)
ABD, Fransa, Portekiz, İspanya, Hollanda, Yunanistan
ve Avusturya gibi ülkeler başta olmak üzere, dünyanın çeşitli ülkelerinden kalabalık kukla gruplarına ev sahipliği yapmış olan festivalin, konferanslar dizisi, sergiler, çalıştaylar ve film gösterimlerini de içeren muhtelif bir programı vardır.
TÜNEL SANAT FESTİVALİ (Mayıs)
İstanbul’un en sıcak noktalarından biri olan Tünel’in dinamiklerini teşvik ederek, sanatsal bir toplanma yeri imkanı sağlayan bu festivalin öncelikli hedefi, disiplinler arası sanatın gelişimini desteklemek, Türk ve yabancı sanatçıların işbirliğini ve etkileşimini teşvik etmektir.
ULUSLARARASI İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ (Haziran)
2005 yılında 34. yılını kutlayan festival, İstanbul’un en eskisidir. Müzikal kalite ve çeşitlilikten hoşlanan herkesi
bir araya getiren festival, uluslar arası orkestra konserleri, opera performansları, oda orkestrası konserleri, resitaller, oda müziği konserleri ve açıklayıcı müzik oturumları gibi geniş bir yelpazeye sahiptir. Festivalin her yıl için belirli bir teması vardır.
EFES PİLSEN ONE LOVE FESTİVALİ (Haziran)
Son dört yıldır festival, fazla isim yapmamış yerel ve uluslararası şahsiyetlerin yanı sıra, İstanbul’a global pop müzik alanının kült ve alternatif yıldızlarını getire gelmiştir (Peter Gabriel, Manu Chao ve Chemical Brothers gibi).
ROCKISTANBUL (Haziran)
Rockistanbul, Rock ve Heavy Metal müziğin en ünlü isimlerini İstanbul civarında bir plajda genç kitle için bir araya getirir. Müzikseverler, üç gün boyunca 45’ten fazla canlı performans izleme imkanı bulurken, pek çok aktivite ve açık hava etkinliklerine katılabilmektedirler.
ULUSLARARASI İSTANBUL CAZ FESTİVALİ (Temmuz)
Caz müziğine ek olarak pop, rock, blues ve dünya müziği gibi çeşitli tarzlardan konserlere de yer vererek, Avrupa’nın en iyi Caz festivali olarak seçkin bir yere sahiptir. İstanbul Caz Festivali’nde yer almış sanatçılar arasında Keith Jarrett, Charlie Haden, Herbie Hancock, Eric Clapton, Sting, Elvis Costello, Tori Amos ve İbrahim Ferrer vardır.
İSTANBUL ULUSLARARASI BİENALİ (Ağustos)
İKSV tarafından 1997’de başlatılan bu modern sanat etkinliği, her zaman merkezi bir tema üzerine olmuştur. 500 yakın basın mensubu ve 2000’den fazla eleştirmen, müze ve sanat küratörleri ve galeri müdürleri etkinliğe katılmaktadır. 8inci Bienal’de 42 ülkeden 90 sanatçı yer almıştır.
ULUSLARARASI İSTANBUL MEKAN TİYATRO FESTİVALİ (Ağustos)
İstanbul Mekan Tiyatro Festivali, İBB’nin himayesinde gerçekleştirilen çok genç bir tiyatro festivalidir. Dünyanın
çeşitli ülkelerinden tiyatro kumpanyaları bu festivale katılır.
BARIŞAROCK FESTİVALİ (Ağustos)
Sponsorlu rock festivallerine bir alternatif olarak başlatılan Barışarock, orta büyüklükte bir açık hava rock festivalidir
ve organizasyonda ‘kendin yap’ yaklaşımını benimsemiştir.
ROCK ‘N COKE (Ağustos)
Türkiye’nin en büyük açık hava festivali Rock ‘n Coke,
İstanbul’un 50 km. dışında küçük bir havalimanında gerçekleştirilir. Son üç yıldır, festivale gelen tüm yaşlardan 50.000 insanın ihtiyaçlarını karşılamak üzere 30 hektarlık alanda ‘Müzik Köyü’
inşa edilmiştir. Ünlü yabancı grup ve DJ’lere ek olarak yerel müzisyenler de festivale katılabilmekte ve böylece insanlar
48 saat durmaksızın canlı müzik dinleyebilmektedir.
İSTANBUL ELEKTRONIKA FESTIVALI (Eylül)
İstanbul’daki bir diğer önemli elektronik müzik etkinliği olan İstanbul Elektronika Festivali, daha çok DJ ve dans hareketleri üzerine yoğunlaşır.
YAYA SERGİLERİ (Eylül)
İlki 2002’de gerçekleştirilen uluslararası sanat sergisi, sanat
ve kültür etkinliklerini geleneksel mekanlardan çıkartıp sokaktaki insanın ayağına getirmeyi amaçlamaktadır.
FİLM EKİMİ (Ekim)
Uluslararası İstanbul Film Festivali’ni gerçekleştiren ekip tarafından düzenlenmekte olan bir haftalık bir festivaldir.
Film Ekimi, bir önceki sezonun ödüllü filmlerine ve önemli yönetmenlerin en yeni filmlerinin ilk gösterimlerine özellikle yoğunlaşmaktadır.
İstanbul’un müzik dünyasının en uzun ömürlü festivali olan Akbank Caz Festivali, 15inci yıldönümünü kutladı. Festival, caz dünyasının bilinen ve gelecek vadeden isimlerine ev sahipliği yapar. 
BONUS KART ULUSLARARASI KOMEDİ FİLMLERİ FESTİVALİ (Ekim)
İstanbul’un yeni festivallerinden biri olan bu etkinlik, hem Türkiye’den hem de yurtdışından klasik ve yeni komedi filmlerinin gösterimini yapıyor. Ayrıca festival bünyesinde bir uluslararası komedi filmleri yarışması yapılmakta ve ‘en ciddi komedi filmi ödülü’ verilmektedir.
PERA FEST (Kasım)
Festivalin hedefi; şimdi Beyoğlu olarak adlandırılan İstanbul’un
eski kent merkezi olan Pera’nın çok kültürlü yönünü vurgulamaktır. Musevi, Rum ve Ermeni nüfusuyla Pera, İstanbul’un tarihinde özel bir önem taşır. Kentin sanat ve eğlence merkeziydi ve hala da öyledir. Teması “çokkültürlü yaşam” olan festival, her yıl Kasım ayının ilk haftası gerçekleştirilir ve elliye yakın sanatsal etkinliğe
ev sahipliği yapar. Her yıl Rum, Musevi ve Ermeni sanatçıların performanslarının dahil olduğu festival programında, ayrıca Avrupa’dan da performanslar izlenebilmektedir.
EFES PILSEN BLUES FESTİVALİ (Aralık)
İstanbul’un en eski festivallerinden biri olan Efes Pilsen Blues Festivali, 1990’dan beri bu müziğin hem efsanelerini, hem de yenilerini buluşturmaktadır. Festival ayrıca Türkiye’nin diğer büyük kentlerini ve Doğu Avrupa’da belli başlı noktaları dolaşır.
AKBANK KISA FİLM FESTİVALİ (Aralık)
Pek çok uluslararası ve ulusal kısa filmlerin yanısıra, festivalde bir kısa film yarışması, çalıştaylar, söyleşiler yer alır.
MÜZELER VE SARAYLAR
TOPKAPI SARAYI MÜZESİ
1465’ten 1853’e kadar Osmanlı Devleti’nin idari merkezliğini yapmış olan görkemli Topkapı Sarayı, Sultan II. Mehmed
(1451-f81) zamanında inşa edilmiştir. İnşası 1459’da başlamış
ve 1465’te sona ermiştir. Saray, Haliç ile Marmara denizi arasında Boğaziçi’ne harika bir manzarası olan Harem-Seraglio Noktasında yer alır. 18inci yüzyıla kadar Saray, yeni eklemelerle sürekli olarak genişleyen bu muazzam yapı, dört meydandan oluşur. İlk
meydanda sadece Topkapı Sarayı değil; eski devlet darphanesi, Aya İrini kilisesi, Arkeoloji Müzesi, otağlar, bahçeler ve çeşitli çeşmeler de bulunur. İkinci meydanda saray hastanesi, fırın, yeniçeri mahalleri, ahırlar, Harem-i Hassa, Divan ve mutfaklar bulunur. Sarayın kalbi olan Üçüncü Meydan ve saray yetkililerinin bulunduğu Has Oda, hazine, Harem, III. Ahmed kütüphanesi ve bazı otağların ortasında mükemmel bir bahçe. Dördüncü Meydan ise Sultan’ın özel bahçesiydi ve içerisinde otağlar, köşkler, bahçeler ve teraslar vardır. Topkapı Sarayı içerisindeki diğer yerler ise; Adalet Kulesi, Kutsal Emanetler Odası (Hz. Muhammed ve ilk halifelere ait kutsal emanetlerin bulunduğu) ve Sultan’ın misafirlerini ve elçileri kabul ettiği Harem’de yer alan Taht Odası. 1852’de Sultan Abdülmecid sultanların ikametgahını modern, yeni inşa edilen Dolmabahçe Sarayı’na taşımıştır. 1924’de ise Topkapı Sarayı müzeye çevrilmiştir. 
DOLMABAHÇE SARAYI
Sultan Abdülmecid döneminde inşa edilen Dolmabahçe sarayı, 1856 yılında tamamlanarak Topkapı Sarayı’ndan sonra Osmanlı sultanlarının ikametgahı olmuştur. 110.000 metre kare üzerine kurulu olan sarayın ana bölüm hariç, 16 kısmı vardır. Bunlar ahırlar,değirmen,eczane, mutfaklar, kuşhane, bir cam fabrikası ve bir dökümhanedir. Önde gelen Osmanlı mimarları Karabet ve oğlu Nikogos Balyan tarafından inşa edilen ana bölüm üç kısımdan oluşur: Mabeynin-i Hümâyûn (erkeklere ayrılan mahaller), Muayede Salonu (tören salonları) ve Harem-i Hümayun (Harem). Ana bölüm 45.000 metre kare üzerine kuruludur ve 285 küçük oda, 46 kabul odası ve salon, 6 Türk
Hamamı ve 68 tuvaletten oluşur. Meşhur kristal merdiven,
Baccarat kristali, pirinç ve maundan yapılmış çift at nalı şeklindedir. Dolmabahçe Sarayı tamamen restore edilmiş olup, tüm bölümler halka açıktır. Saraydaki büyük salonlarda çeşitli porselenler, Ulusal Saraylar koleksiyonlarından tablolar, ilginç kuş desenlerinin fotoğrafları sergilenmektedir. Geçici sergiler için (uygun olduğu ve programa alındığında) özel sergi alanları ayrılmıştır.
BEYLERBEYİ SARAYI
Osmanlı mimarı Sarkis Balyan tarafından tasarlanan Beylerbeyi Sarayı, 1861-1865 yıllarında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır. Hem sultanların yaz ikametgahı olarak hizmet vermiş, hem de yabancı devlet başkanları için ikametgah görevini görmüştür. İki katlı sarayın 6 özel odası ve 26 küçük odası vardır; bodrum katında ise mutfaklar ve kilerler mevcuttur. Salon donatıları ise en seçkin Bohemya kristali şamdanlar, Fransız saatleri ve Türk, Çin, Japon ve Fransız yapımı porselen vazolardan oluşur.
YILDIZ SARAYI – ŞALE
Beşiktaş ve Ortaköy arasında Boğaziçi’ne bakan bir yamaçta konumlanmış olan Yıldız Sarayı ve parkın, toplam yüzölçümü 500.000 metrekaredir. Topkapı Sarayından sonra Osmanlı Sultanlarının bir diğer ikametgahıydı. Yıldız Sarayı’nın bir bölümü olan Şale Köşkü (tasarımından ötürü İsviçre şalelerini anımsattığı için) 19uncu yüzyıl Osmanlı mimarisinin en ilginç örneklerinden birisidir. 3 bölümden oluşan yapı farklı zamanlarda, farklı mimarlar tarafından tasarlanmış ve inşa edilmiştir. İlk bölüm 1880’de; ikinci bölüm 1889’da Sarkis Balyan tarafından ve üçüncüsü (Merasim Köşkü) ise 1898’de İtalyan mimar Raimondo D’Aronco tarafından tasarlanarak yapılmıştır.
İhtişamlı kabul salonları manzaralı duvar resimleri, geometrik pervazlar ve boyalı desenler Barok, Rokoko ve İslami tarzların bir karışımını yansıtır ve ithal eşyalarla donatılmıştır; zarif porselen sobalar ve vazoların yanısıra iç dekorasyon için eşyalar çeşitli Avrupa ülkelerinden seçilmiştir.
AYA SOFYA MÜZESİ
‘Kutsal Bilgelik Kilisesi’ olarak da bilinin bu antik Bizans kilisesi, İmparator Jüstinyen tarafından MS 535 tarihlerinde inşa edilmiş ve 916 yıl Hıristiyan inancına hizmet etmiştir. 15inci yüzyıl ortalarında, minarelerin eklenmesiyle camiye çevrilerek 481 yıl Müslümanların ibadet yeri olmuştur.
1935 yılında ise Aya Sofya müzeye çevrilmiştir.
1000 yıldan fazla bir süre, dünyadaki en büyük kilise ünvanını ve Bizans İmparatorluğunun görkemini temsil etmiş olan bu harikulade yapı 56 m. yüksekliğindeki geniş kubbesiyle günümüzde Hıristiyan ve İslam sanatından seçme eserler (Bizans mozaikleri gibi) barındırmaktadır.
KARİYE MÜZESİ (Chora St. Savior Kilisesi)
Bu efsanevi Bizans kilisesi, 11. yüzyıl sonlarında inşa edilmiş ve 12. yüzyılda Roma işgali ardından, 1313 yılında Hazine Bakanlığı tarafından onarılmıştır. Bu arada, ek bir ünite eklenerek İsa’nın hayatını betimleyen fresk ve mozaiklerle bezenmiştir. 1515 yılında ise camiye çevrildi; bir okul ile mutfak yapıya eklendi. Bu dönüşümden sonra, mozaikler ve freskler tamamen kaplanmış ve gizlenmiştir. Ancak Amerika Bizans Araştırma Enstitüsü, 1948-1958 arasında orijinal eserleri ortaya çıkardı. Günümüzde Bizans mozaik ve fresklerinin sergilendiği bir müzedir.
TÜRK – İSLAM SANAT MÜZESİ
Bu müze Türkiye’nin ilk Türk-İslam sanatları müzesidir. Başlangıçta Süleymaniye Camii külliyesinde yer alırken, 1983 yılında eski Hipodrom alanındaki İbrahim Paşa Sarayı’ndaki şimdiki yerine nakledilmiştir. Bu taşınma 1966-1983 yıllarında binada yapılan tadilatın ardından gerçekleşmiştir. İbrahim Paşa Sarayı, 16 yy Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biridir. Yapım tarihi ve nedeni tam olarak bilinmeyen yapı, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Veziriazam İbrahim Paşa’ya ithaf edilmiştir. Müzede bir Türk halıları, elyazmaları ve hat seçkisi ile ahşap ve taş, seramik, cam, metal işçiliği örnekleri ve etnografik malzemeler bulunmaktadır.
ARKEOLOJİ MÜZESİ
Topkapı Sarayı’nın avlusu dışında yer alan Arkeoloji Müzesi, aslında üç müzeden oluşur: Arkeoloji, Antik
Doğu Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi. 19. yy’ın sonunda diğer ünlü sanatçılarla beraber Müze Müdürü ve meşhur Türk ressamı Osman Hamdi Bey tarafından kurulan müze, 13 Haziran 1891’de halka açılmıştır. Bu kompleks, zarif Çinili Köşkü ve Antik Doğu Müzesini içerir; MÖ 6. yy’a uzanan antik Yunan, Roma ve diğer Anadolu medeniyetlerine ait el yapımı eserlerin geniş bir koleksiyonunu içerir. Büyük İskender’in Lahiti, Yaslı Kadınlar’ın Lahiti ve diğer antik lahitler ve Sidon kazısında bulunan çeşitli antik objeler ilginç eserler arasındadır. 
İSTANBUL MODERN
2004 Aralıkta İKSV’nin ve Eczacıbaşı grubunun himayesinde açılan özel ve kar amacı gütmeyen Modern Sanat Müzesi, Türkiye’de türünün ilk örneğidir. Birçok özel koleksiyonun yanı sıra, Eczacıbaşı ailesinin özel koleksiyonundan eserleri devamlı olarak barındıran müze, çeşitli resim ve fotoğraf sergileri için de geçici bir mekandır; Karaköy bölgesinde, Topkapı Sarayına bakan rıhtımda, yenilenmiş bir antrepoda yer alır. 8000 m² alana kurulu müzenin zengin bir kütüphanesi, heykel bahçesi, bir film tiyatrosu, kafe ve hatıralık eşya satan mağazası vardır.
SABANCI UNİVERSİTESİ
SAKIP SABANCI MÜZESİ
Boğaza bakan ve Atlı Köşk olarak da bilinen Sakıp Sabancı Müzesi 2002 yılında kuruldu. Bir zamanlar Sabancı ailesinin ikametgahı olan mekan, zengin bir Osmanlı hat koleksiyonu ve 19. yy dan günümüze, Türk resimlerini içerir. Kalıcı koleksiyona ilaveten, müze dünya çapında sergilere de ev sahipliği yapar. Akademik etkinlikler ve eğitim programları hem çocukların, hem de yetişkinlerin hizmetindedir. Ayrıca ziyaretçiler için bir restoran ve kafe alanı da vardır.
PERA MÜZESİ
Bu genç müze, Haziran 2005’teki gayri resmi açılışının ardından, Ekim 2005 tarihinde resmi olarak açılmıştır. Sına
ve İnan Kıraç Vakfı tarafından kurulan müze, Tepebaşı’nda güzelce restore edilmiş bir binada yer alır. Bina 1893 yılında mimar Achille Manoussos tarafından tasarlanıp yapılmıştır. Beş katlı müzede Suna ve İnan Kıraç’ın özel koleksiyonundan eserlerin yanı sıra, Sevgi ve Erdoğan Gönül’ün özel koleksiyonundan eserlere de yer verilir. Osmanlı zamanına ait
objelerin, seramiklerin ve Kütahya çinilerinin yanında, meşhur Osmanlı ressamı Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi adlı eseri de kalıcı koleksiyonun bir parçasıdır. Ayrıca çok amaçlı geçici sergi salonları, sanat dükkanı ve kafe vardır.
RAHMİ M. KOÇ SANAYİ MÜZESİ
Haliç’in kuzeyinde yer alan ve Koç Ailesi tarafından yaptırılan
bu özel müze, sizi İstanbul’un sanayi geçmişine bir yolculuğa çıkarır. Sergilenen eserlerin büyük çoğunluğu Rahmi M. Koç’un özel koleksiyonuna aittir; buhar motorları, deniz ve kara araçları, lokomotif, denizaltı, eski bir uçak, tarım makineleri ve daha fazlası…
HAT MÜZESİ
Beyazid Medresesi asıl olarak Belediye kütüphanesiydi. 1945’teki restorasyonun ardından Hat Müzesi oldu. Sergilenen ilgi çekici eserler arasında Kur’anlar, hat yazım edevatı, ciltçilik örnekleri, devlet mühürleri, diplomalar, Osmanlı ve Selçuklu dönemlerine ait kutsal emanetler ve minyatürler bulunmaktadır.
SADBERK HANIM MUSEUM
Türkiye’deki ilk özel müzedir ve Koç ailesi tarafından kurulmuştur. Boğaziçi’nde üç katlı güzel bir ‘yalı’ da yer alır
ve Anadolu kökenli MÖ 6000’lere kadar uzanan zengin bir
sanat, antika ve hatırat koleksiyonuna ev sahipliği yapar.
HAVACILIK MÜZESİ
1985 yılında açılan bu müzede her türlü uçak, motor ve silahlardan, pilotların kişisel eşyalarına varıncaya kadar geniş
bir kalıcı koleksiyon vardır. Yıl boyu da geçici sergiler yer alır.
ASKERİ MÜZE
Bu müze toplardan, silahlara, üniformalara ve işlemeli çadırlara kadar, Osmanlı zamanından kalma Türk askeri ekipmanı koleksiyonuna ev sahipliği yapmaktadır. Müzenin açık olduğu vakitlerde Mehter Takımı 15:00-16:00 saatleri arasında gösteri yapmaktadır.
DENİZCİLİK MÜZESİ
Müzede Türk denizcilerinin üniformaları, Türk donanma gemilerinin modelleri ve resimleri, Türk denizcilik tarihiyle ilgili gravürler ve haritalar sergilenmektedir. Sultanların saltanat kayıkları da alt katında sergilenmektedir.
MOZAİK MÜZESİ
Halka 1953’te açılan bu müze, Büyük Konstantin tarafından yaptırılan (324-337), Bizans İmparatorluğu’nun Büyük Sarayı’nın kalan parçalarını içerir. Sergilerde bir zamanlar Büyük Sarayın bir parçası olan mozaikler, sütunlar ve diğer mimari parçalar bulunmaktadır.
YEREBATAN SARNICI (Cistern Basilica)
Nike isyanından sonra, MÖ 532 yılında 1. Jüstinyen tarafından yaptırılan bu yapı, Basilica Cistern olarak tanınan, kentteki en büyük yeraltı sarnıcıdır. Nüfusu arttıkça Konstantinopolis’te su kesintileri olmaktaydı. Jüstinyen zamanında Sarnıç, Büyük Saray ve çevresindeki diğer binalar için su depolamak için kullanılmaktaydı. Türklerin fethinden sonra ise, suyu Topkapı Sarayı’nın bahçesi için kullanıldı. Sarnıç 140 m. uzunluğunda ve 70 m. genişliğinde, 12 diziden oluşan 28 sütundan ibaret olup 8000 metreküp su tutma kapasitesine sahiptir. Yerebetan Sarnıcı 1980’de tamamen restore edilmiştir.
DİVAN EDEBİYATI MÜZESİ
Divan Edebiyatı Müzesi 1973 yılında kurulmuş olup, Tünel civarındaki Galata Mevlevihanesi bünyesindedir. İstanbul’un ilk tekkelerinden biri
olan Galata Mevlevihanesi, batıda mistik Sufi olarak bilinen dervişlerin sığınağı olarak, 1491 yılında İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır.
1765 yılındaki yangından sonra tekrar yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ardından, Mevlevihane kapatılmış ve 1965 yılına kadar bu şekilde kalmıştır. 1975 yılında ise Divan Edebiyatı Müzesi olarak tekrar açılmış ve Mevleviliğe ait kostüm ve hatırat eserleri içermektedir. Mevleviliğin önde gelen önderleri, Müze mezarlığında gömülüdürler.
Yıl boyunca her Cumartesi Sema ayini yapılır.
500. YIL VAKFI – TÜRKİYE MUSEVİ MÜZESİ
Bu müze, 2001 yılında Zülfaris Sinagogu bünyesinde Kamhi ailesinin mali desteğiyle açılmıştır. Siagogun 1671 yılında yapıldığına inanılmaktadır, 19. yy’da da restore edilmiştir. Türkiye Musevileri’nin 700 yıl önce Türkiye’ye ilk ayak basışlarından beri tüm faaliyetlerinin tarihsel kayıtları olan objeler, dokümanlar ve fotoğrafları barındırmaktadır.
OSMANLI BANKASI MÜZESİ
Bu özel müze 2002 Aralık’ında açılmıştır ve bir zamanlar Osmanlı Bankası genel merkezi olan tarihi bir binanın bodrum katında yer almaktadır. Kalıcı koleksiyon 1856-1914 arası Osmanlı Bankası’nın belge, döviz ve çalışan kayıtlarını içerir. Binayı satın alan Garanti Bankası, üst katları büro olarak kullanırken, bodrum kattaki müzeyi olduğu gibi bırakmıştır. Bir kafe ile bir kitap dükkanı mevcut olup
zaman zaman da geçici sergilere ev sahipliği yapmaktadır.
DOĞANÇAY MÜZESİ
2004 yılında açılan Türkiye’nin bu ilk Çağdaş Sanat müzesi, Beyoğlu’nda beş katlı tarihi bir binada yer almaktadır. Bina
sahibi Burhan DOğançay tarafından tamamen restore edilmiş,
ayrıca iç dekorasyonu da müzeye uygun olarak tekrar tasarlanmıştır. Kurucusu dünyaca ünlü Türk çağdaş sanatçısı Burhan Doğançay’ın eserlerine tahsis edilmiş bir müzedir.
Bir kısmı New York’ta geçen 40 yıllık sanat hayatı boyunca sunduğu eserleri; usta yaratıcılığını gösteren resimleri, grafikleri, Aubusson goblenlerini, heykelleri ve fotoğrafları içermektedir.
FLORENCE NIGHTINGALE MÜZESİ
Modern hemşirelik geleneğinin öncüsü olan kadın; Florence Nightingale. 1854-56 Kırım Savaşı’nda yaralı ve hastalara
Türkiye’de bakarken bir hemşire olarak isim yapmıştır.
Nightingale anısına İstanbul’un Anadolu yakasında, Selimiye’de şimdi 1. Ordu Komutanlığı karargahı olan yerde bir müze bulunmaktadır. Müze, kuzeybatı kulesindedir – Nightingale Kulesi; üç bölümden oluşan müzenin ilk bölümünde silahlar, haritalar ve bayrakların sergilendiği Türk Askeri tarihi, ikinci bölümde canlandırılmış bir hastane odası ve üçüncü bölümde ise Nightingale’in yatak odası bulunur. O dönemde yazdığı orijinal mektupları ilgi çekici eşyalar arasındadır. Müze ancak özel izinle gezilebilmektedir.
FETHİYE MÜZESİ
Bakire Meryem’e atfen yaptırılan Pammakaristos kilisesi, 1261’deki Latin istilasından harap olan manastır Theodoros Metokhites tarafından 14.yy’da onarılmıştır. Osmanlı fethinin ardından Kilise, 1455-1587 arasında Ortodoks Patrikliğinin piskoposluğu olarak kullanılmıştır.
Parekklesion’un kubbesi ve duvarları,14. yy’dan kalma mozaiklerle kaplıdır. Apsis’te ise İsa’nın, Bakire Meryem’in ve Vaftizci Yahya’nın bir Deesis mozaği oluşturan figürleri bulunmaktadır. Kubbe ise İsa
ve 12 Havarisinin portreleriyle süslenmiştir; kemerlerde ise Vaftiz betimlemeleri ve azizlerin figürleri yer alır.
|